May 12 2008

Beni Düzgün Okur musun

Tag: GenelSinan Eldem @ 20:34

Bir ignliiz üvnsertsinede ypalın arşaıtramya gröe,

kleimleirn hrfalreiinn hnagi srıdaa yzalıdkılraı ömneli dğeliimş.

Öenlmi oaln brinci ve snonucnu hrfain yrenide omlsaımyış.

Ardakai hfraliren srısaı krıaışk oslada ouknyuorumş.

Çnükü kleimlrei hraf hraf dğeil bri btüün oalark oykuorumuşz.

Bakın nasıl da düzgün okudunuz, ilginç değil mi?


May 11 2008

Kocanız fazla bilgili olursa

Tag: KomikSinan Eldem @ 13:33

Karıkoca birlikte tatile çıkarlar. Gittikleri yerde kamp kurarlar.

Tatillerinin ikinci gününün akşamı güzel bir yemek yiyip uykuya dalarlar.

Birkac saat sonra kadın uyanır ve kocasını da uyandırır.Adam uyku sersemidir;

güzel bir rüyadan uyandırıldığı için de biraz kızgındır:

“Ne oldu? Ne istiyorsun?” diye sorar.

Yukarıya bak ve bana ne gördüğünü söyle.” Adam gökyüzüne bakar ve cevap verir:

-”Bunun için mi uyandırdın beni?.Baktım işte. Bir sürü yıldız görüyorum,ışıl ışıl parlayan milyonlarca yıldız.

Karısı tekrar sorar.Peki, bu sana neyi gösteriyor?

Artık iyice uykusu kaçan adam biraz düşünür ve cevap verir:

“Teolojik olarak Allahin kudretini ve kendi acizliğimizi görüyorum.

Felsefi olarak, evrenin sonsuzlugunu ve onun karşısındaki önemsizliğimizi görüyorum.

Astronomik olarak galaksilerin,yıldızların, gezegenlerin varlığını görüyorum.

Yıldızların konumuna bakarak saatin 3 olduğunu görüyorum.

Meteorolojik olarak da bugün havanın çok güzel olacağını görüyorum.

Niye sordun bunu bana?

Sana neyi gosteriyor?

“Necati, çadırımızı çalmışlar!!!”


May 10 2008

Bir Nehrin Tükenişi

Tag: ŞiirSinan Eldem @ 22:47

hasretin kan çanağı gözlerinde oturuyorsun
seni soruyorum
hiçbir şey bilmiyorsun
*
hep bir çağlayan gibi senin sevdana aktım
sen ise sularını kaçıran bir nehir gibi uzaktın…
*
tükenişi bir aşkın
bir nehrin tükenişine benzer
ne deniz olabildin
ne nehir kalabildin…
*
kendin ol
kendin ol
sen buysan başkası ol!
*
buysan kederden öleceğim
başkası olursan da kimi seveceğim?

Yılmaz Odabaşı


May 09 2008

Geleceğini Biliyordum

Tag: GenelSinan Eldem @ 13:38

Savaşın en kanlı günlerinden biriydi. Asker en iyi arkadaşının az ileride, kanlar içinde yere düştüğünü gördü.
İnsanın başını bir saniye siperden çıkaramayacağı gibi bir ateş altındaydılar.

Asker teğmenine koştu hemen:

- Komutanım, bir koşu arkadaşımı alıp geleyim mi?

‘Delirdin mi?’ der gibi baktı teğmen…

— Gitmeye değmez oğlum, arkadaşın delik deşik olmuş. Büyük olasılıkla ölmüştür bile. Kendi hayatını da tehlikeye atma sakın!

Ama asker o kadar ısrar etti ki, teğmen izin vermek zorunda kaldı.

- Peki, dene bakalım!

Asker yoğun ateş altında fırladı siperden ve mucize eseri, arkadaşının yanına kadar gitti, yaralı arkadaşını sırtlandığı gibi taşıdı. Birlikte siperin içine yuvarlandılar.

Teğmen koşup yaralıya bir göz attı ve nefes nefese bir kenara yıkılmış askere döndü:

- Sana hayatını tehlikeye atmaya değmez, dememiş miydim? Bu zaten ölmüş…

- Değdi Komutanım, değdi! dedi asker.

- Nasıl değdi, arkadaşın zaten ölmüş, görmüyor musun?

- Gene de değdi komutanım, çünkü yanına vardığımda henüz yaşıyordu…

Ve onun son sözlerini duymak, dünyalara bedeldi benim için…

Ve, hıçkırarak, arkadaşının son sözlerini tekrarladı: “Geleceğini biliyordum!”

GELECEĞİNİ BİLİYORDUM!

Kalbimizde ‘arkadaşlık’ denilen bir mucize var. Nasıl olduğunu, nasıl başladığını bilemezsiniz. Ama bunun özel bir armağan olduğunu, Allah’ın bir lütfu olduğunu bilirsiniz. Gerçekten de arkadaşlar nadide mücevherlerdir. Yüzünüzü güldürüp, başarmanız için cesaret verirler. Sizi dinlerler ve kalplerini açmaya hazırdırlar.


May 05 2008

Bağlanmayacaksın Bir Şeye, Öyle Körü Körüne

Tag: ŞiirSinan Eldem @ 22:46

can_yucel_sinaneldemcom.jpgBağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
“O olmazsa yaşayamam.” demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni, Senin o’nu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini…
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları…
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
“O benim.” diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir Şeylerin…
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
Mesela turuncuya, yada pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden,
Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak…

Can YÜCEL


May 04 2008

Gülüşün Eklenir Kimliğime

Tag: ŞiirSinan Eldem @ 12:40

cat-smile1.jpgGün biter gülüşün kalır bende
anılar gibi sürüklenir bulutlar
Ömrümüz ayrılıklar toplamıdır
yarım kalan bir şiir belki de

Aykırı anlamlar arayıp durma
güz bitip sular köpürür de
kapanmaz gülüşünün açtığı yara
uçurum olur zaman her gece

Her gece yeni bir savaş baslar
acı ses olur, ses deli yağmur

Sığındığım her yer adınla anılır
ben girerim sokağı devriyeler basar
Bir de gülüşün eklenir kimliğime.

Ahmet Telli


Nis 28 2008

Kendi kendini onaran bilgisayarın babası Türk olacak

Tag: YazılarSinan Eldem @ 17:31

7983.jpgNASA’nın uzay projelerinde kullanılacak kendini onaran bilgisayar sistemleri tasarlayan Yrd. Doç. Dr. Ali Akoğlu’yla yazılım ve donanım teknolojilerinin geleceği üzerine konuştuk.
Oğuz Eser / TIMETURK

İşlemci sektörü son yıllarda çoklu-çekirdek modeli üzerine yoğunlaşıyor. Ne yazık ki yüksek fiyatlarına rağmen, yeni nesil işlemciler, oyun gibi uygulamalar hariç çok büyük bir hız farkı yaratamıyor. Örneğin, standart bir bilgisayar kullanıcısının, MS Office ve internet için dünyanın parasını verip 4-çekirdekli işlemcili bir bilgisayar alması boşuna bir yatırım olacaktır. Bu anlamda bilgisayar sektöründe bir sıkışmadan ve tıkanıklıktan söz etmek mümkün.

Bu hafta içerisinde TIMETURK’te, “Türk araştırmacının büyük başarısı” başlığıyla duyurduğumuz Arizona Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Ali Akoğlu ile e-posta yoluyla söyleşi yapma imkânı bulduk. Bizleri kırmayan ve sorularımızı içtenlikle yanıtlayan Akoğlu, bilişim ve elektronik sektörünün trendleriyle ilgili önemli ipuçları verdi.

Günümüzdeki programlama dillerinin dolayısıyla da uygulamaların donanımdaki hızlı gelişmenin ardında kaldığını söyleyebilir miyiz? Bir tür yazılım paradigması değişimi arifesinde mi bulunuyoruz?

Bu aslında bizi seri düşünmeye zorlayan programlama dillerinin bir sonucu. Seriden kastım işlemcilerin birbirleriyle seri bağlı olarak kullanımı. İşlemci ve bellek hızlarındaki gelişmelere bakarsak ikisi arasındaki farkın her sene daha fazla açıldığını görürüz. Yani ne kadar hızlı işlemci tasarlarsak tasarlayalım, bellek hızı işlemci hızının gerisinde kaldığı sürece verim alamayız.

Bu, bir bakıma, 3GHz’den 4GHz hıza erişmek için yapılması gereken yatırımın ve ona ayrılacak mühendislik zamanın ne kadar az geri dönüş getireceğinin de bir göstergesi. Bu nedenle artık Multi-Core adı verilen yeni çok çekirdekli sistemler ortaya çıkıyor. Bunun en güzel örneğini “IBM-Cell” işlemcisinde görebiliriz.

IBM-Cell tasarımında 8 tane işlemci var. Bunu 16 hatta 32 yapabiliriz fakat işlemciler aynı anda çalıştığında harcanan güç inanılmaz yüksek. Bu tür yollar bize ancak geçici çözümler verir. Bizi seri yapıda düşünmekten hepsini oku…


Nis 28 2008

“Davranışlarımızla İslamofobiyi körükledik”

Tag: YazılarSinan Eldem @ 09:32

Münip Engin Noyan

Engin Noyan’dan İslamofobiye dair çarpıcı açıklamalar: Batı ekonomik çıkarlarını korumak için uydurdu.Çarşamba, 23 Nisan 2008 21:52
Danimarka’da başlayan karikatür krizi ile birlikte İslamofobi, dünya gündeminden düşmüyor. Hollanda’da büyük tepkilere rağmen gösterime giren Fitne belgeseli İslamofobiye dair tartışmaları tekrardan alevlendirdi.

Bu tartışmalara farklı bir açıdan yaklaşan Yazar Münip Engin Noyan, İslamofobinin yüzündeki maskeyi düşüren açıklamalarda bulundu. İslamofobinin sadece Batı’nın suçu olmadığı, ülkemizdeki bu doğrultudaki uygulamaların da etkili olduğunu vurgulayan Noyan, önce kendimizi düzeltmeye başlayarak bu sorunun üstesinden gelebileceğimizi belirtti.

Dünden Yarına Belgesel Kuşağının Yapımcılarından Ayşe Selcan Sever’in yaptığı röportajı sunuyoruz.

İslamofobi ne anlama geliyor?

Bu çağın ürettiği en önemli kavramlardan bir tanesi İslamofobi. Tıbbi bir kavramdan yola çıkıyorlar, bir ruh bozukluğundan yola çıkıyorlar. Fobi, korku demek. Fobos’tan gelir. Klasik Yunan mitolojisindeki korku –haşa- ilahı olarak isimlendirilen kişinin adıdır Fobos.

Batı, bir şeyle baş edemediği zaman onu ya karalar, ya lekeler veya korkunç gösterir ki insanlar kendiliklerinden sakınsınlar.

Toplumun akıl ve vicdan sahibi insanları İslam’la buluşmaya başladıklarında bunun önünü hepsini oku…


Nis 27 2008

Bir ateiste Allah nasıl anlatılır?

Tag: GenelSinan Eldem @ 20:08

55556.jpgVatandaştan Mehmet Paksu’ya gelen bir soru: ‘Hocam, ateist olan bir insana Allah’ı nasıl anlatmalıyız?’ İşte Mehmet Paksu’nun cevabı:

Ahmet Taşgetiren’in yazısı…

Hocam, ateist olan bir insana Allah’ı nasıl anlatmalıyız? Bu sorunun binlerce cevabı ve açıklaması vardır ama sadece şu misali bile konuya anlatmaya yetecektir. Bir “A” harfini düşünelim: “A” harfi. Kendini ne kadar tarif eder, ne kadar anlatır?

Kendisi kadar. Nasıl? “A” dersiniz, biter. Daha ötesi yoktur. “A” harfi, “A”dır ve başka bir şey değildir. Başka bir açıklaması da yoktur. Ama o “A” harfini yazanı tarif edecek, anlatacak olsak, özelliklerini sayacak olsak, bazen on kelime, bazen yüz kelime, bazen de bin kelimeyle anlatsak bitiremeyiz. Önce kaleminden başlarız. Kalemi dolma kalemmiş, mürekkebi siyahmış, ince uçluymuş, kaliteliymiş gibi özellikleri sayar dökeriz. “A” harfini yazan insanı anlatmaya kalksak, bakın neler söyleriz neler. Öncelikle bu insanın eli var tutuyor, gözleri var görüyor, kulakları var işitiyor, okuma yazması var biliyor, aklı başı yerinde, eğitim görmüş, bilgili kültürlü birisi. Daha bunlar gibi birçok özelliklerini ve vasıflarını sayarız.

Bu örnekte olduğu gibi, bir elmayı düşünelim. “Elma” deyince onu anlatmış oluyoruz. “Ne çeşit elma” diye soracak olsalar, “Amasya elması” deriz, yine anlatmış oluruz. Ama elmayı Yaratan’ı ve bize göndereni anlatmaya, tanıtmaya kalkarsak neler deriz? Kitaplar dolusu anlatsak yine bitiremeyiz. İsterseniz birkaç cümle söylemeye çalışalım: Elmayı yaratan ağaç değil çünkü ağacın böyle bir gücü yoktur. Toprak da değil, çünkü toprakta elmayı yapabilecek bir özellik yoktur. Elmayı yapan bir insan değil, çünkü insan elma yapamaz. Demek ki, elmayı yaratan zat, ağaç, toprak ve insan cinsinden birisi değildir. O, ağacı da, toprağı da, insanı da yaratan ve yarattıkları türünden olmayan bir güçtür. O da her şeyi yoktan var eden Yüce Allah’tır.

Elmayı yaratan Bir’dir. Çünkü elmanın olduğu dünya da bir, elmayı pişiren güneş de birdir. Yeryüzündeki bütün elmalar aynı elden çıkıyor, aynı kudret tezgahında üretiliyor. Elmayı yaratanın gücü kudreti sonsuzdur. O el-Kadîr’dir. Çünkü bir elmayı yaratan kudret dünyayı, güneşi, galaksileri ve kainatı yaratan güçtür. Çünkü elmanın olabilmesi için bütün bu âlemin olması lazım. Hepsi birbiriyle ilgili ve bağlıdır. Elmayı yaratanın sonsuz ilmi vardır. O’nun bir ismi de el-Alîm’dir. Çünkü elmayı yaratan kudret, hem elmanın bütün özelliklerini biliyor hem elma ağacının diğer ağaçlardan farkını biliyor.

Ayrıca O elmayı yiyen insanı ve insanın bütün özelliklerini biliyor. Özetle, var olan her şeyi, bizim bildiğimiz, bilmediğimiz, bilemediğimiz her şeyi biliyor. Elmayı yaratan görüyor. O’nun bir ismi de el-Basîr’dir. Elmayı, bütün dünyayı, bütün kâinatı, bütün insanları ve âlemleri görüyor. Çünkü kâinatta her şey her şeyle ilgilidir. Elmayı yaratan güzeldir.

O’nun bir ismi de el-Cemîl’dir. Elmadaki güzelliğin, ağaçtaki güzelliğin, dünyadaki güzelliğin, insandaki güzelliğin ve kâinattaki bütün güzelliğin kaynağı O’dur. Elmanın güzel olması için bütün bu güzelliklerin olması lazım. Daha bunlar gibi Allah’ın daha nice isim ve sıfatlarını anlayabiliriz. Son olarak farklı bir tespit yapmak gerekirse… Bir köyün muhtarı varsa, bu kâinatın da bir İdarecisi vardır. Bir iğnenin ustası varsa, balarısına iğneyi takan bir Yaratıcı da vardır. Bir harfi yazan varsa, bir kitap gibi okuduğumuz bu kâinatı da bir yazan, bir yaratan, bir yapan vardır.

Kaynak: Bugün


Nis 19 2008

Akrostiş

Tag: ŞiirSinan Eldem @ 22:33

akrostis_siir_se_3.jpgSunu:

Arada bir ağlamak için
Onu kocaman ellerimle sevdim.
Ölüm daha saçlarına gelmemişti Şarkısı-beyaz
Saçlarını koynumda saklıyorum
Arada bir ağlamak için.

Cemal Süreya

Gül’dü, dalına öykünen, pembeye çalıyor diye yeşili, katmerleşince ilkbaharın gündoğumunda.
Özünden gayrısını yadsıyan kangren bir gülüşle güldü, sonrası apansız sağanak…
Bu öykünün hiçbir yerinde tutulacak bir el, bakılacak bir göz için söz yoktu, yoktu infazın yargısı, olmamasının da olmadığı gibi,
Gözlerini besmele ile açan tuanaydı o, halbuki asena olabilmekti saklı isteği, (deşifre edilmiştir burada saklı bahçesi)
Gül’dü, dalına öykünen, pembeye çalıyor diye yeşili, katmerleşince ilkbaharın gündoğumunda.

Üzüntülerine yenisini katmaktan büyük zevk alır gibi sevgilerin tümünü reddetmeyi severdi,
Severdi, sevdiklerinden başkasını sevmemeyi ki bu yüzden bitmezdi savaşı ne dışındaki ne de içindekileriyle yaşamının.
Şairlerden Mehmet Avcı’yı en çok bu yüzden sevdiğimi anladım onda; değiştirebilme ihtimalinden beğenmediğim yerlerini, (değişime yazdıklarım burada değiştirememiş olmanın titrekliğinde)
İnadından geçilmeyen sıradağdı, bilmiyorum hâlâ içinde ne vardı,
Üzüntülerine yenisini katmaktan büyük zevk alır gibi sevgilerin tümünü reddetmeyi severdi.

Leylasını yitirmiş Mecnun gibi çöllerde aradığı kendiydi, bilmeden arıyordu ne aradığını, bulamayışı ondandı.
Yolunu kaybetmiş yolcu değil, kaybedilmiş yol olmak kolaydı onun için, kaybolunup savurmak; savururken dikenlerini, kanatmak rüzgârı, habersiz pervasızlığından…
Sebepsiz sandığı durmadan akan yaşlarının sebeplerini sorgulamaktan korkardı, korkardı bir sevginin korkan yanı olmaktan (habersizdi akan bir damla yaşının başka bir şehirde seller gibi çağladığından)
İşledim bu sevginin suretini Ulu Camii’nin mozaiklerine, geri dönen dualar hattatıdır artık zaman,
Leylasını yitirmiş Mecnun gibi çöllerde aradığı kendiydi, bilmeden arıyordu ne aradığını, bulamayışı ondandı.

Şenlik zamanlarında ilk yazların, yemenisini alıp ağlayacak şeyler bulmaya çıkardı, usta avcı sabrıyla yapardı bunu, pusuya yatardı acıya boylu boyunca.
Tadını çıkarırdı gülüşlerine sakladığı acılarının, artardı gülüşleri acısı yüreğine ve kahkahalarına bol geldiğinde, (çığlıkları ta uzaklardan kulaklarımı tırmalardı hıçkırıkları daralttığında boğazığını boğum boğum)
Kimsesizliğini, mutsuzluğunu saklamaktaki beceriksizliğini görmek için bilge olmak gerekmezdi,
Gerekmedi türkülerden başkası, başkaldırmak için içindeki çaresizliğe avuntu ararken sessizce.
Şenlik zamanlarında ilk yazların, yemenisini alıp ağlayacak şeyler bulmaya çıkardı, usta avcı sabrıyla yapardı bunu, pusuya yatardı acıya boylu boyunca.

En olmadık yerde dolardı içime, dolmaktan habersiz boşalırdı gecenin ortasında uykudan uyandırmaktan zevk alır gibi, tohumları talan ikliminin müjdecisiydi, tutanaksız ve yazgısız.
Susuzluktan çatlayan dudaklarımdan kaygısız dökülen sevda sözleri aşkın giriş katlarıydı, aşka çıkmayan sulardan geçti zaman,
Gördüklerinin körü, görmediklerinin şahidiydi aramızda uzanan,
Yollar artan bir kederin izdüşümüydü servis aracının camında buğulanan.
En olmadık yerde dolardı içime, dolmaktan habersiz boşalırdı gecenin ortasında uykudan uyandırmaktan zevk alır gibi, tohumları talan ikliminin müjdecisiydi, tutanaksız ve yazgısız.

Neresinden bakarsan bak aynı şeyi gösteren, katışıksız, yalansız, hilesiz, çocuksu bir gözyaşıdır kaybettiğimiz,
Bulmaktan, kaybetmekten mutsuz; gülü avuçlamakta cesaretsiz, taşımakta beceriksiz; yitirme ustaları, sığdık bir şiire ikimiz,
Çayı yarım şekerle içtiğini anımsatacak bu şiir, bu bile yeter bana; ipekböceği sabrıyla örerim ben sabrımı,
Artık hiçbir sevgide taraf olamayacak kadar yaralıdır düşlerim; onulmaz
Neresinden bakarsan bak aynı şeyi gösteren, katışıksız, yalansız, hilesiz, çocuksu bir gözyaşıdır kaybettiğimiz.

19.04.2008
Bursa

Sinan Eldem


11 Sayfa12345»...Son Sayfa »


Kapat
E-posta ile paylaş