Ders 1.
Adamin biri tam dusa girmek üzeredir ve karisi da dusunu almis olarak kabinden çikmaktadir ki, kapinin zili çalar. Kapiya kimin bakacagi konusunda ufak bir tartisma sonrasinda kadin pes eder. Üzerine bir havlu alarak merdivenleri asagi iner ve kapiyi açar. Gelen esinin arkadasi x’tir.
Kadin daha selam veremeden x “havlunuzu üzerinizden yere düsürürseniz size aninda 300 Euro veririm” der. Kadin bir müddet tereddüt eder, ancak havlunun dügümünü açarak havlunun düsmesini saglar. X ona bakar ve 300 Euro verir ve söze devam eder:
“Antrede dogabilecek ufak bir tensel yakinlik için size 500 Euro daha verebilirim, hem de derhal” der.
Önce saskin, fakat daha sonra adrenalinin verdigi heyecan ve alacagi para ile yapabileceklerinin anlik hayaliyle kisa bir duraksamadan sonra kabul eder. hepsini oku…
Bu Yazıyı Paylaşın
Sen ve ben aynı cümlenin içinde iki yabancıyız.Hayat ile ölüm arasında kalan boşluğa sıkışmış iki bahar sabahı.. Biraz yorgun, biraz kırgın..Ayrılıkla şereflendirilmiş iki esir yürek….Göğsünde söz verilmişliklerin bir bıçak yarası gibi parladığı iki süngüsüz asker.. Oysa bayram sevinçlerimiz vardı yüzümüze “ gülüş “ diye taktığımız…Oysa baca dumanlarının bile yüzündeki masumluğunu kirletemediği beyaz düşlerimiz vardı ardında “ hayat “ diye koşuşturduğumuz…
Yorgun bir gün sonrası akşamın karanlığına gizlenmiş iki yetim yürektik ikimiz..Ürkek bakışlarımız vardı..Saklı cümlelerimiz, yaralı geçmişlerimiz. .Sen, mavi sulardan alınıp tozun toprağın içinde yaşatılmaya çalışan bir balık kadar çaresiz..Ve ben tüm umutları alabora olmuş bir balıkçı kadar ümitsiz..
Acılarımız ortaktı, umutlarımız ise yalnızlığa prangalı..Ama pes etmedik…Göğsümüze ayrılığın madalyası takılmaktansa ölümü reva gördük umut fakiri yüreklerimize. Ama belki göz ardı ettiğimiz belki de unutmak istediğimiz bir şeyler vardı sevgili. Biz bu savaşa bir sıfır geride başlamıştık..Ayrılığa yakındı saflarımız..Geç kalmışlık kokuyordu nefeslerimiz..Ve göz ardı ettiğimiz teknemiz su alıyordu..Ama pes etmedik. Yanan bir şeyler vardı yavaş yavaş..Yenilmeye hazır iki asker vardı ayaklarımızın ürkek gölgelerinde…Belki de er- geç ayrılmaya mahkum iki kırık yürek vardı kendimizden bile gizlendiğimiz köşelerde..Ama mühürlü kaderimize inat tek bir yürek olmaya çalıştık uçurum kenarlarında..kaderin üstünde de bir kader vardır diyerek sevdamıza biçilen kelebek ömrüne inat biz yaşamaya çabaladık camdan fanuslarda… hepsini oku…
Bu Yazıyı Paylaşın
İki rahibe varmış; biri matematikçi, biri mantıkçı. Bunlar bir akşam karanlıkta kiliseye dönerlerken matematikçi rahibe
mantikliya dönerek: ‘Yaklaşık 20 dakikadır bir adam bizi takip ediyor ve gittikçe yaklaşıyor, şu anda aradaki mesafe 50 metre’ der. Bunun üzerine mantıklı rahibe bunun tek mantıklı açıklaması olabileceğini ve adamın kendilerine tecavüz edeceğini ve daha hızlı yürümeleri gerektiğini belirtir. Rahibeler daha hızlı yürümeye başlarlar. 2 dakika sonra matematikçi rahibe: ‘Adam da hızlandı ve aradaki mesafeyi kapatıyor, şu anda 30 metre arkamızda… ‘Mantikli rahibe: ‘O zaman mantık olarak koşmamız gerekir’. Rahibeler koşmaya başlar ve 3 dakika sonra matematikçi rahibe: ‘O da koşuyor ve arayı kapatıyor şu anda mesafe 10 metre.’Mantıkçı: ‘O zaman mantık olarak bizi yakalayacak, birimiz sağa diğerimiz sola
saparak kiliseye ulaşmaya çalışalım, en az birimiz kurtulur.’ ve matematikçi sağa doğru, mantıklı sola doğru koşmaya başlar. Matematikçi 20 dakika sonra kiliseye ulaşır ve telaş içinde beklemeye başlar. Aradan 40 dakika geçtikten sonra mantıklı rahibe gelir. Matematikçi sorar: ‘Ne oldu, ne yaptın?’ Mantıkçı: ‘Adam beni takip etti, artık mesafe üç-beş adım
kadar azalmıştı, mantık olarak daha fazla koşmanın anlamı yoktu…’
‘Eeee?…’
‘Mantık olarak ben durdum, adam da durdu.’
‘Sonra?…’
‘Mantık olarak ben eteğimi kaldırdım, o da pantolonunu indirdi.’
‘Peki daha sonra?…’
‘Daha sonra ne olacak ki? Eteğini kaldırmıs bir rahibe, pantolonunu indirmiş bir adamdan daha hızlı koşar..!!!!

Bu Yazıyı Paylaşın
nehirler yarışır, çağıldar gözlerinde
o nehirler benim nehirlerimdir
aşk
ki azar azar benim yerimdir
üşüyorsam, sokaktaysam, yalnızsam
gözlerin ey yâr benim evimdir
/vurulup düştükçe, düştükçe seni sevmekten caymayacağım
gece insin, el ayak çekilsin gelip kapında ağlayacağım! /
iyi ki bu sestesin
dünyayı ısıtan nefestesin
bir haydut gibi gezinirim kapında
kalbimde tutuşan ateştesin…
II
rüzgârlar savrulur, uğuldar gözlerinde
o rüzgârlar benim rüzgârlarımdır
aşk
ki azar azar benim yerimdir
suskunsam, bozgunsam, bulutsuzsam
gözlerin ey yâr benim evimdir
iyi ki bu düştesin
her sabah ışıyan güneştesin
iyi ki yoksuluz bulutlar gibi
soğuyan dünyada sımsıcak fırınlar gibi
/vurulup düştükçe, düştükçe sana koşmaktan caymayacağım
gece insin, el ayak çekilsin gelip kapında ağlayacağım! /
Yılmaz Odabaşı
Bu Yazıyı Paylaşın
Kelimelerden alacaklı bir sağır gibi
İçimi döktüm bugün, yokluğunla konuştum
Tutsak gibi, enkaz gibi, kendim gibi
İçimden çıktım bugün, içimle konuştum
Yüzünü ilk kez gören bir çoçuk gibi
Gördüm kendimi gördüm
Kırıldı ayna paramparça
Paramparça ne varsa kadınım
Yokluğunda kaç damla gözyaşı eder adın
Ne olur, gel, gel, gel, gel
Ben sensiz istanbul’a düşmanım.
Kestiğim ümitlerden yelkenler yaptım ama
Yokluğunda ne gidebildim ne de kaldım
Gerçek miydi tutunmaya çalıştıklarım
Hediye süsü verilmiş ayrılıklarım
Kaybetmenin tiryakisi bir çoçuk gibi
Sustum, kendime kızdım
Kırıldı ayna paramparça
Paramparça ne varsa kadınım
Yokluğunda kaç damla gözyaşı eder adın
Ne olur, gel, gel, gel,gel
Ben sensiz istanbul’a düşmanım.
Gripin / Emre Aydın
Bu Yazıyı Paylaşın
Moral FM’de Zahide Ülkü BAKİLER’in sunduğu “Yaşasın Hayat” programına katılan Profesör Doktor Nevzat TARHAN aslında başörtüsü konusunda yaşanan sürece siyasi bir anlam yüklenildiğini hâlbuki yaşanan sürecin tamamen sosyolojik bir hadise olduğunu söyledi.
Nevzat TARHAN siyasi simge tartışmalarına değinerek “Başörtüsü siyasi simge olsaydı o zaman erkeklerde o simgeyi bir başka giyim tarzıyla mesela takke takarak giderlerdi üniversiteye” diye yorumladı.
Kızların farz olan bir dini inancı karşılama gibi sosyolojik talebine siyasi anlamlar yükleyerek gerilim çıkarılıyor diyen TARHAN “Bu durumda haklı olduklarına inanlar haklı oldukları davada riski göze almaya çalışacaklar. Adalet nasıl cesaret isterse doğruları istemekte risk almayı gerektiriyor. Diye konuştu.
90 sonrası kuşakta ki gençlerde sosyal idealler yoktu, maddesel idealler vardı. Dünyevi idealler vardı. Diyen TARHAN’a göre “Şimdi devam eden süreç gençlerin daha sosyal, toplumsal ve spritüel idealler edinmesi için büyük bir fırsat. Neden bu fırtınalar kopartılıyor konusu gençler de toplumsal meselelerle ilgilenme duygusu uyandırdı. Bu tartışmalar aslında iyiye işaret. Bu konuların konuşulması kavga çıkmadan bu konuların konuşuluyor olması Türkiye açısından bir olgunlaşama belirtisidir.
Nevzat Tarhan’a göre bu tartışmalar Türkiye’nin gittikçe demokratikleştiğini gösteriyor. Bu yüzden yaşanan olayları normal, toplumsal tepkileri de sağlıklı değerlendirtmek gerekiyor…
Nevzat TARHAN “Başörtüsünü bir ideal olarak değerlendirdikten sonra bu idealin yaşanma şekli de önemli aslında, bu kıyafeti giyenler onun vizyonuna uygun davranmak zorundalar diye konuştu.
Nevzat TARHAN’ın değerlendirmeleri şöyle:
Madem inancının gereğince giyiyorsun o zaman o inancın içini doldurmak gerekiyor. İdeal sadece kıyafet değil ki burada. Zarf var mazruf var. Sadece zarf güzel, içi çirkin şeylerle doluysa o sembole karşı saygısızlık anlamına gelir.
Bu durum erkek için de kadın için de geçerli. İnsanlar bunun sorumluluğunu yerine getirmeli. Bence o inanca inanmayan hiç kimse takmasın. Komşu, ağabey, aile baskısıyla sakın kullanmasın. Eğer böyle yaparsa bir iki yüzlülük olur. Samimi olarak inanarak örtünmeli. İki yüzlülük insanın başının dik tutmasına engel olan bir davranıştır.
Bu Yazıyı Paylaşın
Adamın biri otomobiliyle şehirler arası yolda gidiyormuş yol kenarında bir köylünün otostop yaptığını görmüş, yanında bir inek olan köylü geçen araçlara durmaları için el ediyormuş. Durumu merak eden adam köylünün yanında durmuş;
-Hayırdır hemşerim, ne tarafa gideceksin?
-İlerdeki kasabaya kadar beyim,
-İyi ama bu inek ne olacak?
-O önemli değil beyim arka tampona bağlarız o gelir.
Bu duruma pek aklı yatmayan adam köylünün durumuna acıyarak onu arabaya almış. İneği ise köylünün dediği gibi arka tampona bağlamışlar. Araba yavaş yavaş ilerlemiş. Adamın hızlanmaya çekindiğini anlayan köylü;
-Sen yürü beyim o gelir. demiş
Bunun üzerine adam hızlanmaya başlamış. 20, 30, 40 bakmış inek gerçekten geliyor. Adam şaşırmış, 50, 60, 70 bakmış hala geliyor ve inekte hiçbir yorgunluk belirtisi yok. Artık şaşkınlığı iyice artmış ve sinirlenmeye de başlamış. Öyle ya sonuçta bir inek ne kadar hızlı koşabilirki. Derken adam iyice hızlanmış. Kilometre 120 yi gösteriyor. Dikiz aynasından ineğe birbakmış ve gülümseyerek köylüye dönüp;
-Senin inek yoruldu herhalde baksana dili dışarda.
-Ne tarafa çıkarmış dilini.
Buna dikkat etmeyen adam tekrar bakar ve
-Sol tarafa, der.
Bunun üzerine köylü kendinden emin bir tavırla;
-O yorgunluktan değil, seni sollayacak da sinyal veriyor…
Bu Yazıyı Paylaşın
Gözümüzde dev gibi büyüttüğümüz aslında; küçücük bir uzaklığa takıldı ayaklarımız… Yüzüstü kapaklandık yere. Kalplerimiz kanadı… Bayırlardan geçtik, yokuşlardan indik çıktık, dağları teperleri geçtik… Ama biz seninle düz yolda yürüyemedik… Alt tarafı gün batımında kısa bir yürüyüştü mızmızlandığımız, alt tarafı baş başa geçirilecek kısa-uzun zamanlardı aklımızı şaşırtan, alt tarafı, geceleri pencereden bir gülümsemeydi yıldızımıza, böyle zorlandığımız… Ve tökezledik, düşmek istedik… Biz gizliden gizliye uzaklığı sevdik galiba… Kapımızı vurmuştu da biz duymadık aşkı.. Kimbilir ne kadar beklettik. Belki soğukta üşüdü kalkıp açmadık… Biz kapımıza gelmiş aşkın kabini kırdık….
Bu Yazıyı Paylaşın
Bir gülücük, dudağının kıyısında saklı durur,
Kan kızılı, kanatılmış.
Ve bir çocuk, iri gözlerinin kahverengi buğusunda,
Çok ağlamış.
Yüreğin ayakta, telaşlı,
Ya da kim bilir, düşlerini uçuruyorsun göğün mavisine,
Mavisine, yitti yitecek umutlarının.
Ne söylesem acıdır artık,
Sussam sancıdır.
Herkeste, her seste buldukça seni, kaybetmek oluyorum,
Soldukça, soluksuzluğumu soluduğum bu şehrin ışıkları,
Sevdiğin beyaz güller saksılarda intihar açıyor,
Açıyor duyduklarım yüreğimde yaralar.
Bu aralar, pişmanlık gözlerimde çiğden damlalar,
Aynalar, sus acı konuşmayı, bana bir Lorca söyle:
“… Bugün içimde belirsiz
Bir yıldız ürperişi var.
Ve güllerin hepsi beyaz,
Acım gibi, beyaz öyle…”
31.08.2004
Sinan Eldem
Bu Yazıyı Paylaşın