Haz 14 2008

Mutluluğun formülü 40 ayette saklı

Tag: YazılarSinan Eldem @ 15:14

Takvim’de yazdığı aşk yazılarıyla tanınan İrfan Gürkan Çelebi, “Vahiyden Kalbe” adlı kitabında mutluluğun formülünün Kur’an-ı Kerim’deki 40 ayette buldu. İşte o ayetler:

SEVİNÇ ÖZARSLAN’ın haberi

Takvim gazetesine yazdığı aşk yazılarıyla tanınan İrfan Gürkan Çelebi, farklı bir kitap hazırladı. Çelebi, “Vahiyden Kalbe” adlı çalışmasında yıllardır bulunamayan mutluluğun formülünün Kur’an-ı Kerim’deki 40 ayette saklı olduğunu söylüyor.

‘Mutluluğun formülünü bulmanın binbir yolu’na dair bugüne kadar yüzlerce kitap yayınlandı. Birbirinin kopyası olan bu kitaplar yayınlanmaya da devam ediyor. Oysaki yazar İrfan Gürkan Çelebi, bunlara hiç gerek olmadığını düşünüyor. Mutluluğun formülünü veren kitap, 1400 yıl öncesinden insanoğluna zaten gönderilmişti. Birçok filozofun, edebiyatçının sözlerine kulak verip mutluluğun peşine düşen insanlar, Yüce Yaratan’ın tavsiyelerini yıllarca göz ardı etmişlerdi. Çelebi’ye göre Aristo’yu, Rousseau’yu, Shakespeare’i çok iyi bilenler, aslında kendilerini herkesten daha iyi tanıyan Yaratıcı’nın mutluluk önerilerini araştırmadılar. Belki de merak etmediler. Aslında Kur’an-ı Kerim mutluluğun başucu kitabıydı. İşte Çelebi, Kur’an-ı Kerim’i anlamakta zorlandığını söyleyen, aralarında bir uçurum olduğunu zanneden, onu hiç eline almayanların okuması gerektiğini düşündüğü bir çalışma hazırladı. “40 Ayet Tefekkürü Vahiyden Kalbe” adlı kitabında insan ilişkilerinde başarılı ve mutlu olmanın yollarını anlatan 40 ayeti bir araya getirdi. Kitabın en önemli özelliği, bu ayetlerin edebi bir dille açıklanması. Kitaptaki edebi incelik, öncelikle denemelerin başlıklarında görülüyor. Mesela, güvenilir olmanın önemini anlattığı Mücadele Sûresi’nin 7. ayeti, “Yılan ıslığı kadar sessiz fısıltılar” başlığıyla, Fatır Sûresi’nin 19-22. ayetleri ise “Lütuf kapılarını çalmayan elbet cudamdır” başlığıyla açıklanmış. Çelebi, “Bu, kesinlikle bir din kitabı değil. Edebi dille ve deneme tekniğiyle yazıldı. Böyle bir kitap yazmamın nedeni, bunalım geçiren günümüz insanının yani benim bir çıkış yolu arayışı.” diyor. İrfan Gürkan Çelebi, aslında yazar, yönetmen ve oyuncu. 9 Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde dramatik yazarlık eğitimi almış. TiyatRol İstanbul’un genel sanat yönetmeni. Takvim gazetesinde köşe yazıları yazıyor. Uzun yıllar radyo programcılığı yapmış.

Çelebi’nin ayetlerden çıkardığı mesajlar

İsra 37: Kibirli olma, alçakgönüllü davran. hepsini oku…


Haz 06 2008

Yaşam İçin Öneriler

Tag: YazılarSinan Eldem @ 08:48

-İnsanlara beklediklerinden daha çok şey ver ve bunu zevk alarak yap.

-Dinlediğin her şeye inanma, sahip olduğun her şeyi harcama ve istediğin kadar uyuma.

-’Seni seviyorum’ dediğinde, cidden söyle.

-Üzgünüm dediğinde, o kişinin gözlerinin içine bak.

-Evlenmeden önce en az 6 ay nişanlı kal.

-Başkalarının düşleriyle asla alay etme.

-Anlaşmazlık durumlarında, dürüst ol.

-Kimseyi kırma, hakaret etme.

-İnsanları akrabalarına göre yargılama.

-Yavaş konuş, ama hızlı düşün.

-Anneni ara.

-Kaybettiğinde, ders al.

- Küçük bir anlaşmazlığın büyük bir arkadaşlığı bozmasına izin verme.

-Telefona cevap verirken gülümse.Seni arayan kişi bunu sesinden anlayacaktır.

-Biraz yalnız kal.

-Suskunluğun, bazen, en iyi yanıt olduğunu unutma.

-Allah`a güven ama arabanı kilitle. (Deveni bağla sonra tevekkül et).

- Evde sevgi dolu bir atmosfer önemlidir.Huzurlu ve uyumlu bir ortam yaratmak için elinden geleni yap.

-Geçmişte çok yaşama.

-Bildiklerini paylaş. Ölümsüzlüğü elde etmenin bir yoludur.

- Dua et. Duada, ölçülemeyecek bir güç saklıdır.•

-Sana sevgi gösterisinde bulunan birini engelleme.

-Başkalarının işine burnunu sokma.

-Çok para kazanıyorsan eğer, hayattayken, başkalarına yardım et. Bu, Şansın sana verebileceği en büyük tatmindir. Unutma, istediklerini elde edememek, bazen büyük bir şanstır.

Siz de önerilerinizi paylaşmak isterseniz yorum ekleyebilirsiniz…


Nis 28 2008

Kendi kendini onaran bilgisayarın babası Türk olacak

Tag: YazılarSinan Eldem @ 17:31

7983.jpgNASA’nın uzay projelerinde kullanılacak kendini onaran bilgisayar sistemleri tasarlayan Yrd. Doç. Dr. Ali Akoğlu’yla yazılım ve donanım teknolojilerinin geleceği üzerine konuştuk.
Oğuz Eser / TIMETURK

İşlemci sektörü son yıllarda çoklu-çekirdek modeli üzerine yoğunlaşıyor. Ne yazık ki yüksek fiyatlarına rağmen, yeni nesil işlemciler, oyun gibi uygulamalar hariç çok büyük bir hız farkı yaratamıyor. Örneğin, standart bir bilgisayar kullanıcısının, MS Office ve internet için dünyanın parasını verip 4-çekirdekli işlemcili bir bilgisayar alması boşuna bir yatırım olacaktır. Bu anlamda bilgisayar sektöründe bir sıkışmadan ve tıkanıklıktan söz etmek mümkün.

Bu hafta içerisinde TIMETURK’te, “Türk araştırmacının büyük başarısı” başlığıyla duyurduğumuz Arizona Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Ali Akoğlu ile e-posta yoluyla söyleşi yapma imkânı bulduk. Bizleri kırmayan ve sorularımızı içtenlikle yanıtlayan Akoğlu, bilişim ve elektronik sektörünün trendleriyle ilgili önemli ipuçları verdi.

Günümüzdeki programlama dillerinin dolayısıyla da uygulamaların donanımdaki hızlı gelişmenin ardında kaldığını söyleyebilir miyiz? Bir tür yazılım paradigması değişimi arifesinde mi bulunuyoruz?

Bu aslında bizi seri düşünmeye zorlayan programlama dillerinin bir sonucu. Seriden kastım işlemcilerin birbirleriyle seri bağlı olarak kullanımı. İşlemci ve bellek hızlarındaki gelişmelere bakarsak ikisi arasındaki farkın her sene daha fazla açıldığını görürüz. Yani ne kadar hızlı işlemci tasarlarsak tasarlayalım, bellek hızı işlemci hızının gerisinde kaldığı sürece verim alamayız.

Bu, bir bakıma, 3GHz’den 4GHz hıza erişmek için yapılması gereken yatırımın ve ona ayrılacak mühendislik zamanın ne kadar az geri dönüş getireceğinin de bir göstergesi. Bu nedenle artık Multi-Core adı verilen yeni çok çekirdekli sistemler ortaya çıkıyor. Bunun en güzel örneğini “IBM-Cell” işlemcisinde görebiliriz.

IBM-Cell tasarımında 8 tane işlemci var. Bunu 16 hatta 32 yapabiliriz fakat işlemciler aynı anda çalıştığında harcanan güç inanılmaz yüksek. Bu tür yollar bize ancak geçici çözümler verir. Bizi seri yapıda düşünmekten hepsini oku…


Nis 28 2008

“Davranışlarımızla İslamofobiyi körükledik”

Tag: YazılarSinan Eldem @ 09:32

Münip Engin Noyan

Engin Noyan’dan İslamofobiye dair çarpıcı açıklamalar: Batı ekonomik çıkarlarını korumak için uydurdu.Çarşamba, 23 Nisan 2008 21:52
Danimarka’da başlayan karikatür krizi ile birlikte İslamofobi, dünya gündeminden düşmüyor. Hollanda’da büyük tepkilere rağmen gösterime giren Fitne belgeseli İslamofobiye dair tartışmaları tekrardan alevlendirdi.

Bu tartışmalara farklı bir açıdan yaklaşan Yazar Münip Engin Noyan, İslamofobinin yüzündeki maskeyi düşüren açıklamalarda bulundu. İslamofobinin sadece Batı’nın suçu olmadığı, ülkemizdeki bu doğrultudaki uygulamaların da etkili olduğunu vurgulayan Noyan, önce kendimizi düzeltmeye başlayarak bu sorunun üstesinden gelebileceğimizi belirtti.

Dünden Yarına Belgesel Kuşağının Yapımcılarından Ayşe Selcan Sever’in yaptığı röportajı sunuyoruz.

İslamofobi ne anlama geliyor?

Bu çağın ürettiği en önemli kavramlardan bir tanesi İslamofobi. Tıbbi bir kavramdan yola çıkıyorlar, bir ruh bozukluğundan yola çıkıyorlar. Fobi, korku demek. Fobos’tan gelir. Klasik Yunan mitolojisindeki korku –haşa- ilahı olarak isimlendirilen kişinin adıdır Fobos.

Batı, bir şeyle baş edemediği zaman onu ya karalar, ya lekeler veya korkunç gösterir ki insanlar kendiliklerinden sakınsınlar.

Toplumun akıl ve vicdan sahibi insanları İslam’la buluşmaya başladıklarında bunun önünü hepsini oku…


Nis 08 2008

Kadınlar hayattan en çok neyi ister?

Tag: YazılarSinan Eldem @ 08:55

107326.jpgİkbal Gürpınar kadınların hayattan istediği 3 şeyi yazdı… İşte yazara göre kadınların hayattan istediği 3 şey…

İkbal Gürpınar kadınların hayattan istediği 3 şeyi yazdı…

“Harun Reşit savaşta esir aldığı düşman Generale :

-Hayatını bağışlarım ama bir şartım var, der. ‘Kadınlar hayatta en çok ne ister?’ budur bilmek istediğim…

Bu sorunun yanıtını getir ; kurtar kelleni der. General sorar soruşturur bu çetin sorunun yanıtını aramaya başlar ve Kaf dağındaki bir cadının bunu bildiğini öğrenir…. Günlerce gecelerce at koşturur , cadıyı bulur ve sorar:

-Kadınlar hayatta en çok ne ister? hepsini oku…


Nis 02 2008

Hz. Muhammed’in mizah anlayışı neydi?

Tag: YazılarSinan Eldem @ 20:48

muhammed.jpgPeter Schütt / Die Welt

Almanyalı Müslüman yazar Peter Schütt, yaptığı çalışmayı Die Welt Gazetesi’nde yayınladı. İşte o makale: hepsini oku…


Şub 22 2008

Sol Yanım Hep Sana Noksan Kalacak….

Tag: YazılarSinan Eldem @ 09:54

brokenheartedbytarnishedrosebyeternalvestigebj4.jpgSen ve ben aynı cümlenin içinde iki yabancıyız.Hayat ile ölüm arasında kalan boşluğa sıkışmış iki bahar sabahı.. Biraz yorgun, biraz kırgın..Ayrılıkla şereflendirilmiş iki esir yürek….Göğsünde söz verilmişliklerin bir bıçak yarası gibi parladığı iki süngüsüz asker.. Oysa bayram sevinçlerimiz vardı yüzümüze “ gülüş “ diye taktığımız…Oysa baca dumanlarının bile yüzündeki masumluğunu kirletemediği beyaz düşlerimiz vardı ardında “ hayat “ diye koşuşturduğumuz…

Yorgun bir gün sonrası akşamın karanlığına gizlenmiş iki yetim yürektik ikimiz..Ürkek bakışlarımız vardı..Saklı cümlelerimiz, yaralı geçmişlerimiz. .Sen, mavi sulardan alınıp tozun toprağın içinde yaşatılmaya çalışan bir balık kadar çaresiz..Ve ben tüm umutları alabora olmuş bir balıkçı kadar ümitsiz..

Acılarımız ortaktı, umutlarımız ise yalnızlığa prangalı..Ama pes etmedik…Göğsümüze ayrılığın madalyası takılmaktansa ölümü reva gördük umut fakiri yüreklerimize. Ama belki göz ardı ettiğimiz belki de unutmak istediğimiz bir şeyler vardı sevgili. Biz bu savaşa bir sıfır geride başlamıştık..Ayrılığa yakındı saflarımız..Geç kalmışlık kokuyordu nefeslerimiz..Ve göz ardı ettiğimiz teknemiz su alıyordu..Ama pes etmedik. Yanan bir şeyler vardı yavaş yavaş..Yenilmeye hazır iki asker vardı ayaklarımızın ürkek gölgelerinde…Belki de er- geç ayrılmaya mahkum iki kırık yürek vardı kendimizden bile gizlendiğimiz köşelerde..Ama mühürlü kaderimize inat tek bir yürek olmaya çalıştık uçurum kenarlarında..kaderin üstünde de bir kader vardır diyerek sevdamıza biçilen kelebek ömrüne inat biz yaşamaya çabaladık camdan fanuslarda… hepsini oku…


Şub 15 2008

Aşkın Kalbi

Tag: YazılarSinan Eldem @ 09:59

broken_heart.jpgGözümüzde dev gibi büyüttüğümüz aslında; küçücük bir uzaklığa takıldı ayaklarımız… Yüzüstü kapaklandık yere. Kalplerimiz kanadı… Bayırlardan geçtik, yokuşlardan indik çıktık, dağları teperleri geçtik… Ama biz seninle düz yolda yürüyemedik… Alt tarafı gün batımında kısa bir yürüyüştü mızmızlandığımız, alt tarafı baş başa geçirilecek kısa-uzun zamanlardı aklımızı şaşırtan, alt tarafı, geceleri pencereden bir gülümsemeydi yıldızımıza, böyle zorlandığımız… Ve tökezledik, düşmek istedik… Biz gizliden gizliye uzaklığı sevdik galiba… Kapımızı vurmuştu da biz duymadık aşkı.. Kimbilir ne kadar beklettik. Belki soğukta üşüdü kalkıp açmadık… Biz kapımıza gelmiş aşkın kabini kırdık….


Kas 09 2007

Prof. Üstün Dökmen’in Çok Güzel Bir Yorumu

Tag: YazılarSinan Eldem @ 11:23

ustundokmen.jpg‘…Çocuğumuz düşüp kafasnı masaya çarpınca biz hemen masayı
döveriz,
‘he masa ehhhh sen niye orada duruyorsun’ diye. Çocuk masa orada
durmasa kafasını çarpmayacağını sanır ve büyüdükçe yaptığı her
hatayı yükleyecek birini veya bir şeyi mutlaka bulur.’
Malum…

Mesela, bizim Balkan harbinden kalma, dandik vagonlara 160
Kilometre hız yaptırdılar. İlk virajda sizlere ömür…
Kimin üstüne kaldı?
Makinistin… hepsini oku…


Eki 19 2007

Aklın giremediği son komünist kale: YÖK

Tag: YazılarSinan Eldem @ 08:17

autor_create_thumb3.jpgTürkiye’nin en gereksiz, en ayak bağı, en demode kurumu hangisidir diye sorulsa eminim toplumun yüzde 97’si YÖK diyecek.

Bir yığın kabiliyetsiz, bilgi ve düşünce üretmekten yoksun, intihallerle profesör olmuş, uluslar arası bilim camiasında hiçbir varlıkları olmayan bir yığın tufeyli toplanmışlar, ideoloji borazanlığı yapıyorlar.

Bu kurum, milletin ve devletin önünü tıkamış, içi cerahat toplamış bir ur gibi bünyeyi zehirliyor. Acilen neşter vurulmazsa tüm bünyeyi zehirleyecek bir ucube. Esasında, çöküş sürecine girmiş devletlerde böyle kurumlar hep vardır. Daha doğrusu devletleri ve milletleri bu tür kurumlar çökertir.

Bu kuramlara çöreklenenler, büyük büyük paralarla o önemli makamları işgal ederler, hiçbir şey üretmezler ve üretenleri ezerler, yok ederler.

Osmanlıyı da YÖK batırdı. hepsini oku…


3 Sayfa123»


Kapat
E-posta ile paylaş