May 04 2008

Gülüşün Eklenir Kimliğime

Tag: ŞiirSinan Eldem @ 12:40

cat-smile1.jpgGün biter gülüşün kalır bende
anılar gibi sürüklenir bulutlar
Ömrümüz ayrılıklar toplamıdır
yarım kalan bir şiir belki de

Aykırı anlamlar arayıp durma
güz bitip sular köpürür de
kapanmaz gülüşünün açtığı yara
uçurum olur zaman her gece

Her gece yeni bir savaş baslar
acı ses olur, ses deli yağmur

Sığındığım her yer adınla anılır
ben girerim sokağı devriyeler basar
Bir de gülüşün eklenir kimliğime.

Ahmet Telli


Nis 28 2008

Kendi kendini onaran bilgisayarın babası Türk olacak

Tag: YazılarSinan Eldem @ 17:31

7983.jpgNASA’nın uzay projelerinde kullanılacak kendini onaran bilgisayar sistemleri tasarlayan Yrd. Doç. Dr. Ali Akoğlu’yla yazılım ve donanım teknolojilerinin geleceği üzerine konuştuk.
Oğuz Eser / TIMETURK

İşlemci sektörü son yıllarda çoklu-çekirdek modeli üzerine yoğunlaşıyor. Ne yazık ki yüksek fiyatlarına rağmen, yeni nesil işlemciler, oyun gibi uygulamalar hariç çok büyük bir hız farkı yaratamıyor. Örneğin, standart bir bilgisayar kullanıcısının, MS Office ve internet için dünyanın parasını verip 4-çekirdekli işlemcili bir bilgisayar alması boşuna bir yatırım olacaktır. Bu anlamda bilgisayar sektöründe bir sıkışmadan ve tıkanıklıktan söz etmek mümkün.

Bu hafta içerisinde TIMETURK’te, “Türk araştırmacının büyük başarısı” başlığıyla duyurduğumuz Arizona Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Ali Akoğlu ile e-posta yoluyla söyleşi yapma imkânı bulduk. Bizleri kırmayan ve sorularımızı içtenlikle yanıtlayan Akoğlu, bilişim ve elektronik sektörünün trendleriyle ilgili önemli ipuçları verdi.

Günümüzdeki programlama dillerinin dolayısıyla da uygulamaların donanımdaki hızlı gelişmenin ardında kaldığını söyleyebilir miyiz? Bir tür yazılım paradigması değişimi arifesinde mi bulunuyoruz?

Bu aslında bizi seri düşünmeye zorlayan programlama dillerinin bir sonucu. Seriden kastım işlemcilerin birbirleriyle seri bağlı olarak kullanımı. İşlemci ve bellek hızlarındaki gelişmelere bakarsak ikisi arasındaki farkın her sene daha fazla açıldığını görürüz. Yani ne kadar hızlı işlemci tasarlarsak tasarlayalım, bellek hızı işlemci hızının gerisinde kaldığı sürece verim alamayız.

Bu, bir bakıma, 3GHz’den 4GHz hıza erişmek için yapılması gereken yatırımın ve ona ayrılacak mühendislik zamanın ne kadar az geri dönüş getireceğinin de bir göstergesi. Bu nedenle artık Multi-Core adı verilen yeni çok çekirdekli sistemler ortaya çıkıyor. Bunun en güzel örneğini “IBM-Cell” işlemcisinde görebiliriz.

IBM-Cell tasarımında 8 tane işlemci var. Bunu 16 hatta 32 yapabiliriz fakat işlemciler aynı anda çalıştığında harcanan güç inanılmaz yüksek. Bu tür yollar bize ancak geçici çözümler verir. Bizi seri yapıda düşünmekten hepsini oku…


Nis 28 2008

“Davranışlarımızla İslamofobiyi körükledik”

Tag: YazılarSinan Eldem @ 09:32

Münip Engin Noyan

Engin Noyan’dan İslamofobiye dair çarpıcı açıklamalar: Batı ekonomik çıkarlarını korumak için uydurdu.Çarşamba, 23 Nisan 2008 21:52
Danimarka’da başlayan karikatür krizi ile birlikte İslamofobi, dünya gündeminden düşmüyor. Hollanda’da büyük tepkilere rağmen gösterime giren Fitne belgeseli İslamofobiye dair tartışmaları tekrardan alevlendirdi.

Bu tartışmalara farklı bir açıdan yaklaşan Yazar Münip Engin Noyan, İslamofobinin yüzündeki maskeyi düşüren açıklamalarda bulundu. İslamofobinin sadece Batı’nın suçu olmadığı, ülkemizdeki bu doğrultudaki uygulamaların da etkili olduğunu vurgulayan Noyan, önce kendimizi düzeltmeye başlayarak bu sorunun üstesinden gelebileceğimizi belirtti.

Dünden Yarına Belgesel Kuşağının Yapımcılarından Ayşe Selcan Sever’in yaptığı röportajı sunuyoruz.

İslamofobi ne anlama geliyor?

Bu çağın ürettiği en önemli kavramlardan bir tanesi İslamofobi. Tıbbi bir kavramdan yola çıkıyorlar, bir ruh bozukluğundan yola çıkıyorlar. Fobi, korku demek. Fobos’tan gelir. Klasik Yunan mitolojisindeki korku –haşa- ilahı olarak isimlendirilen kişinin adıdır Fobos.

Batı, bir şeyle baş edemediği zaman onu ya karalar, ya lekeler veya korkunç gösterir ki insanlar kendiliklerinden sakınsınlar.

Toplumun akıl ve vicdan sahibi insanları İslam’la buluşmaya başladıklarında bunun önünü hepsini oku…


Nis 27 2008

Bir ateiste Allah nasıl anlatılır?

Tag: GenelSinan Eldem @ 20:08

55556.jpgVatandaştan Mehmet Paksu’ya gelen bir soru: ‘Hocam, ateist olan bir insana Allah’ı nasıl anlatmalıyız?’ İşte Mehmet Paksu’nun cevabı:

Ahmet Taşgetiren’in yazısı…

Hocam, ateist olan bir insana Allah’ı nasıl anlatmalıyız? Bu sorunun binlerce cevabı ve açıklaması vardır ama sadece şu misali bile konuya anlatmaya yetecektir. Bir “A” harfini düşünelim: “A” harfi. Kendini ne kadar tarif eder, ne kadar anlatır?

Kendisi kadar. Nasıl? “A” dersiniz, biter. Daha ötesi yoktur. “A” harfi, “A”dır ve başka bir şey değildir. Başka bir açıklaması da yoktur. Ama o “A” harfini yazanı tarif edecek, anlatacak olsak, özelliklerini sayacak olsak, bazen on kelime, bazen yüz kelime, bazen de bin kelimeyle anlatsak bitiremeyiz. Önce kaleminden başlarız. Kalemi dolma kalemmiş, mürekkebi siyahmış, ince uçluymuş, kaliteliymiş gibi özellikleri sayar dökeriz. “A” harfini yazan insanı anlatmaya kalksak, bakın neler söyleriz neler. Öncelikle bu insanın eli var tutuyor, gözleri var görüyor, kulakları var işitiyor, okuma yazması var biliyor, aklı başı yerinde, eğitim görmüş, bilgili kültürlü birisi. Daha bunlar gibi birçok özelliklerini ve vasıflarını sayarız.

Bu örnekte olduğu gibi, bir elmayı düşünelim. “Elma” deyince onu anlatmış oluyoruz. “Ne çeşit elma” diye soracak olsalar, “Amasya elması” deriz, yine anlatmış oluruz. Ama elmayı Yaratan’ı ve bize göndereni anlatmaya, tanıtmaya kalkarsak neler deriz? Kitaplar dolusu anlatsak yine bitiremeyiz. İsterseniz birkaç cümle söylemeye çalışalım: Elmayı yaratan ağaç değil çünkü ağacın böyle bir gücü yoktur. Toprak da değil, çünkü toprakta elmayı yapabilecek bir özellik yoktur. Elmayı yapan bir insan değil, çünkü insan elma yapamaz. Demek ki, elmayı yaratan zat, ağaç, toprak ve insan cinsinden birisi değildir. O, ağacı da, toprağı da, insanı da yaratan ve yarattıkları türünden olmayan bir güçtür. O da her şeyi yoktan var eden Yüce Allah’tır.

Elmayı yaratan Bir’dir. Çünkü elmanın olduğu dünya da bir, elmayı pişiren güneş de birdir. Yeryüzündeki bütün elmalar aynı elden çıkıyor, aynı kudret tezgahında üretiliyor. Elmayı yaratanın gücü kudreti sonsuzdur. O el-Kadîr’dir. Çünkü bir elmayı yaratan kudret dünyayı, güneşi, galaksileri ve kainatı yaratan güçtür. Çünkü elmanın olabilmesi için bütün bu âlemin olması lazım. Hepsi birbiriyle ilgili ve bağlıdır. Elmayı yaratanın sonsuz ilmi vardır. O’nun bir ismi de el-Alîm’dir. Çünkü elmayı yaratan kudret, hem elmanın bütün özelliklerini biliyor hem elma ağacının diğer ağaçlardan farkını biliyor.

Ayrıca O elmayı yiyen insanı ve insanın bütün özelliklerini biliyor. Özetle, var olan her şeyi, bizim bildiğimiz, bilmediğimiz, bilemediğimiz her şeyi biliyor. Elmayı yaratan görüyor. O’nun bir ismi de el-Basîr’dir. Elmayı, bütün dünyayı, bütün kâinatı, bütün insanları ve âlemleri görüyor. Çünkü kâinatta her şey her şeyle ilgilidir. Elmayı yaratan güzeldir.

O’nun bir ismi de el-Cemîl’dir. Elmadaki güzelliğin, ağaçtaki güzelliğin, dünyadaki güzelliğin, insandaki güzelliğin ve kâinattaki bütün güzelliğin kaynağı O’dur. Elmanın güzel olması için bütün bu güzelliklerin olması lazım. Daha bunlar gibi Allah’ın daha nice isim ve sıfatlarını anlayabiliriz. Son olarak farklı bir tespit yapmak gerekirse… Bir köyün muhtarı varsa, bu kâinatın da bir İdarecisi vardır. Bir iğnenin ustası varsa, balarısına iğneyi takan bir Yaratıcı da vardır. Bir harfi yazan varsa, bir kitap gibi okuduğumuz bu kâinatı da bir yazan, bir yaratan, bir yapan vardır.

Kaynak: Bugün


Nis 19 2008

Akrostiş

Tag: ŞiirSinan Eldem @ 22:33

akrostis_siir_se_3.jpgSunu:

Arada bir ağlamak için
Onu kocaman ellerimle sevdim.
Ölüm daha saçlarına gelmemişti Şarkısı-beyaz
Saçlarını koynumda saklıyorum
Arada bir ağlamak için.

Cemal Süreya

Gül’dü, dalına öykünen, pembeye çalıyor diye yeşili, katmerleşince ilkbaharın gündoğumunda.
Özünden gayrısını yadsıyan kangren bir gülüşle güldü, sonrası apansız sağanak…
Bu öykünün hiçbir yerinde tutulacak bir el, bakılacak bir göz için söz yoktu, yoktu infazın yargısı, olmamasının da olmadığı gibi,
Gözlerini besmele ile açan tuanaydı o, halbuki asena olabilmekti saklı isteği, (deşifre edilmiştir burada saklı bahçesi)
Gül’dü, dalına öykünen, pembeye çalıyor diye yeşili, katmerleşince ilkbaharın gündoğumunda.

Üzüntülerine yenisini katmaktan büyük zevk alır gibi sevgilerin tümünü reddetmeyi severdi,
Severdi, sevdiklerinden başkasını sevmemeyi ki bu yüzden bitmezdi savaşı ne dışındaki ne de içindekileriyle yaşamının.
Şairlerden Mehmet Avcı’yı en çok bu yüzden sevdiğimi anladım onda; değiştirebilme ihtimalinden beğenmediğim yerlerini, (değişime yazdıklarım burada değiştirememiş olmanın titrekliğinde)
İnadından geçilmeyen sıradağdı, bilmiyorum hâlâ içinde ne vardı,
Üzüntülerine yenisini katmaktan büyük zevk alır gibi sevgilerin tümünü reddetmeyi severdi.

Leylasını yitirmiş Mecnun gibi çöllerde aradığı kendiydi, bilmeden arıyordu ne aradığını, bulamayışı ondandı.
Yolunu kaybetmiş yolcu değil, kaybedilmiş yol olmak kolaydı onun için, kaybolunup savurmak; savururken dikenlerini, kanatmak rüzgârı, habersiz pervasızlığından…
Sebepsiz sandığı durmadan akan yaşlarının sebeplerini sorgulamaktan korkardı, korkardı bir sevginin korkan yanı olmaktan (habersizdi akan bir damla yaşının başka bir şehirde seller gibi çağladığından)
İşledim bu sevginin suretini Ulu Camii’nin mozaiklerine, geri dönen dualar hattatıdır artık zaman,
Leylasını yitirmiş Mecnun gibi çöllerde aradığı kendiydi, bilmeden arıyordu ne aradığını, bulamayışı ondandı.

Şenlik zamanlarında ilk yazların, yemenisini alıp ağlayacak şeyler bulmaya çıkardı, usta avcı sabrıyla yapardı bunu, pusuya yatardı acıya boylu boyunca.
Tadını çıkarırdı gülüşlerine sakladığı acılarının, artardı gülüşleri acısı yüreğine ve kahkahalarına bol geldiğinde, (çığlıkları ta uzaklardan kulaklarımı tırmalardı hıçkırıkları daralttığında boğazığını boğum boğum)
Kimsesizliğini, mutsuzluğunu saklamaktaki beceriksizliğini görmek için bilge olmak gerekmezdi,
Gerekmedi türkülerden başkası, başkaldırmak için içindeki çaresizliğe avuntu ararken sessizce.
Şenlik zamanlarında ilk yazların, yemenisini alıp ağlayacak şeyler bulmaya çıkardı, usta avcı sabrıyla yapardı bunu, pusuya yatardı acıya boylu boyunca.

En olmadık yerde dolardı içime, dolmaktan habersiz boşalırdı gecenin ortasında uykudan uyandırmaktan zevk alır gibi, tohumları talan ikliminin müjdecisiydi, tutanaksız ve yazgısız.
Susuzluktan çatlayan dudaklarımdan kaygısız dökülen sevda sözleri aşkın giriş katlarıydı, aşka çıkmayan sulardan geçti zaman,
Gördüklerinin körü, görmediklerinin şahidiydi aramızda uzanan,
Yollar artan bir kederin izdüşümüydü servis aracının camında buğulanan.
En olmadık yerde dolardı içime, dolmaktan habersiz boşalırdı gecenin ortasında uykudan uyandırmaktan zevk alır gibi, tohumları talan ikliminin müjdecisiydi, tutanaksız ve yazgısız.

Neresinden bakarsan bak aynı şeyi gösteren, katışıksız, yalansız, hilesiz, çocuksu bir gözyaşıdır kaybettiğimiz,
Bulmaktan, kaybetmekten mutsuz; gülü avuçlamakta cesaretsiz, taşımakta beceriksiz; yitirme ustaları, sığdık bir şiire ikimiz,
Çayı yarım şekerle içtiğini anımsatacak bu şiir, bu bile yeter bana; ipekböceği sabrıyla örerim ben sabrımı,
Artık hiçbir sevgide taraf olamayacak kadar yaralıdır düşlerim; onulmaz
Neresinden bakarsan bak aynı şeyi gösteren, katışıksız, yalansız, hilesiz, çocuksu bir gözyaşıdır kaybettiğimiz.

19.04.2008
Bursa

Sinan Eldem


Nis 17 2008

Kutlu Doğum Haftası

Tag: GenelSinan Eldem @ 14:55

hzmuhammed_1280_800_sineld.jpg

Yâ Rasûlallah, eğer Sen, gelmeseydin âleme,
Güller açmaz, bülbül ötmez, mechûl esmâ Âdem’e
Varlığın mânâsı kalmaz, garkolurda mâteme!….

Peygamberimizin dünyayı teşrifleri olan Mevlid-i Nebevi (Hicri Rebiülevvel ayının 12. gecesi), asırlardır milletimiz tarafından “Mevlid Kandili” olarak kutlanmaktadır. Diyanet İşleri Başkanlığı ve Türkiye Diyanet Vakfı, yüzyıllar önce bir ilim ve kültür bayramı şeklinde kutlanan mevlid geleneğini canlandırmayı amaçlamış, bu düşünce ile de Peygamberimizin doğum gününü içine alan haftayı, “Kutlu Doğum Haftası” olarak ilan etmiştir.

Diyanet İşleri Başkanlığı ve Türkiye Diyanet Vakfı tarafından 1989 yılından itibaren Peygamber Efendimizin doğum yıldönümleri, her yıl “Kutlu Doğum Haftası” adıyla ilmi ve kültürel etkinliklerle kutlanmaktadır.

Kutlamaların 20.si bu yıl 14-20 Nisan 2008 tarihleri arasında Türkiye genelinde konferans, panel ve diğer sosyal-kültürel faaliyetlerle icra edilecektir.


Nis 16 2008

Pişmanlık

Tag: ŞiirSinan Eldem @ 10:28

uyoguzcan.jpgBeni seveceksen
İyi sev
Pişman et dünyaya geldiğime
Sevmeyeceksen
Zaten pişmanım demektir

Ümit Yaşar Oğuzcan


Nis 14 2008

Bütün Suları Bıçaklanmış Bir Akşam

Tag: ŞiirSinan Eldem @ 10:26

evening-promise-giclee-print-c10229093.jpgI

Aşk,
dinmemiştir;
yine de dalgındır elleri aşkın
ve sıcaktır bir yurt kadar…

Bir de burada uçurum kokar kadınlar.
Susarlar…Geceler boyu susarlar…
Yorgun tenleri terli avuçlarla.

Kırık bir dal mı,
yağma bir bahçe mi ömrümüz?

II

Yağmur
dinmiştir
de bilinir dinmemiştir korku.
Hava çığlık ve tükürük kokmaktadır.
Bir de geçip gidince atlar ve şarkılar;
geride bütün suları bıçaklanmış bir akşam…

Bütün suları bıçaklanmış,
rengine rehnedilmiş bir akşam;
unutmuş sevişmeyi,
sebebini
ve kendini,
bir akşam…

Ben de bütün kıyıları kurşunlanmış bir aşksam,
ses de ölmüştür artık.
Geriye kalan kendisi kokmaktadır;
ve şubat ayaz,
çığlık uçurum kokmaktadır..

III

Çünkü sevda bir ayaz-
sa artık bütün gülüşler tutukludur.

/Bu yüzden gökyüzündeki son ıslak bulutu da biz
çözeceğiz.
Ama daha çok tüfek ve daha çok aşk gerek…/

Aşk gerek!

Çünkü önce aşk, sonra göç başlar.
Göç başlar burada:

s     v     u    u         a      k     a

   a       r     l     r           ş     l       r !

Geride bütün suları bıçaklanmış bir akşam…

Yılmaz Odabaşı


Nis 14 2008

Kapalı Kalan Web Sitesi Ne İş Yapar

Tag: KomikSinan Eldem @ 08:49

donkey.jpgSevgili ziyaretçiler, sunucudaki finansal problemlerden dolayı web sayfam yaklaşık bir haftadır kapalıydı. Bu esnada boş mu kaldı sanıyorsunuz, hayır elbette yapacak bir iş buldu kendine :)

Sunucunun suları kesik olduğu için komşu sunuculardan su taşıdı…


Nis 08 2008

Kadınlar hayattan en çok neyi ister?

Tag: YazılarSinan Eldem @ 08:55

107326.jpgİkbal Gürpınar kadınların hayattan istediği 3 şeyi yazdı… İşte yazara göre kadınların hayattan istediği 3 şey…

İkbal Gürpınar kadınların hayattan istediği 3 şeyi yazdı…

“Harun Reşit savaşta esir aldığı düşman Generale :

-Hayatını bağışlarım ama bir şartım var, der. ‘Kadınlar hayatta en çok ne ister?’ budur bilmek istediğim…

Bu sorunun yanıtını getir ; kurtar kelleni der. General sorar soruşturur bu çetin sorunun yanıtını aramaya başlar ve Kaf dağındaki bir cadının bunu bildiğini öğrenir…. Günlerce gecelerce at koşturur , cadıyı bulur ve sorar:

-Kadınlar hayatta en çok ne ister? hepsini oku…




Kapat
E-posta ile paylaş