Sunu:
Arada bir ağlamak için
Onu kocaman ellerimle sevdim.
Ölüm daha saçlarına gelmemişti Şarkısı-beyaz
Saçlarını koynumda saklıyorum
Arada bir ağlamak için.
Cemal Süreya
Gül’dü, dalına öykünen, pembeye çalıyor diye yeşili, katmerleşince ilkbaharın gündoğumunda.
Özünden gayrısını yadsıyan kangren bir gülüşle güldü, sonrası apansız sağanak…
Bu öykünün hiçbir yerinde tutulacak bir el, bakılacak bir göz için söz yoktu, yoktu infazın yargısı, olmamasının da olmadığı gibi,
Gözlerini besmele ile açan tuanaydı o, halbuki asena olabilmekti saklı isteği, (deşifre edilmiştir burada saklı bahçesi)
Gül’dü, dalına öykünen, pembeye çalıyor diye yeşili, katmerleşince ilkbaharın gündoğumunda.
Üzüntülerine yenisini katmaktan büyük zevk alır gibi sevgilerin tümünü reddetmeyi severdi,
Severdi, sevdiklerinden başkasını sevmemeyi ki bu yüzden bitmezdi savaşı ne dışındaki ne de içindekileriyle yaşamının.
Şairlerden Mehmet Avcı’yı en çok bu yüzden sevdiğimi anladım onda; değiştirebilme ihtimalinden beğenmediğim yerlerini, (değişime yazdıklarım burada değiştirememiş olmanın titrekliğinde)
İnadından geçilmeyen sıradağdı, bilmiyorum hâlâ içinde ne vardı,
Üzüntülerine yenisini katmaktan büyük zevk alır gibi sevgilerin tümünü reddetmeyi severdi.
Leylasını yitirmiş Mecnun gibi çöllerde aradığı kendiydi, bilmeden arıyordu ne aradığını, bulamayışı ondandı.
Yolunu kaybetmiş yolcu değil, kaybedilmiş yol olmak kolaydı onun için, kaybolunup savurmak; savururken dikenlerini, kanatmak rüzgârı, habersiz pervasızlığından…
Sebepsiz sandığı durmadan akan yaşlarının sebeplerini sorgulamaktan korkardı, korkardı bir sevginin korkan yanı olmaktan (habersizdi akan bir damla yaşının başka bir şehirde seller gibi çağladığından)
İşledim bu sevginin suretini Ulu Camii’nin mozaiklerine, geri dönen dualar hattatıdır artık zaman,
Leylasını yitirmiş Mecnun gibi çöllerde aradığı kendiydi, bilmeden arıyordu ne aradığını, bulamayışı ondandı.
Şenlik zamanlarında ilk yazların, yemenisini alıp ağlayacak şeyler bulmaya çıkardı, usta avcı sabrıyla yapardı bunu, pusuya yatardı acıya boylu boyunca.
Tadını çıkarırdı gülüşlerine sakladığı acılarının, artardı gülüşleri acısı yüreğine ve kahkahalarına bol geldiğinde, (çığlıkları ta uzaklardan kulaklarımı tırmalardı hıçkırıkları daralttığında boğazığını boğum boğum)
Kimsesizliğini, mutsuzluğunu saklamaktaki beceriksizliğini görmek için bilge olmak gerekmezdi,
Gerekmedi türkülerden başkası, başkaldırmak için içindeki çaresizliğe avuntu ararken sessizce.
Şenlik zamanlarında ilk yazların, yemenisini alıp ağlayacak şeyler bulmaya çıkardı, usta avcı sabrıyla yapardı bunu, pusuya yatardı acıya boylu boyunca.
En olmadık yerde dolardı içime, dolmaktan habersiz boşalırdı gecenin ortasında uykudan uyandırmaktan zevk alır gibi, tohumları talan ikliminin müjdecisiydi, tutanaksız ve yazgısız.
Susuzluktan çatlayan dudaklarımdan kaygısız dökülen sevda sözleri aşkın giriş katlarıydı, aşka çıkmayan sulardan geçti zaman,
Gördüklerinin körü, görmediklerinin şahidiydi aramızda uzanan,
Yollar artan bir kederin izdüşümüydü servis aracının camında buğulanan.
En olmadık yerde dolardı içime, dolmaktan habersiz boşalırdı gecenin ortasında uykudan uyandırmaktan zevk alır gibi, tohumları talan ikliminin müjdecisiydi, tutanaksız ve yazgısız.
Neresinden bakarsan bak aynı şeyi gösteren, katışıksız, yalansız, hilesiz, çocuksu bir gözyaşıdır kaybettiğimiz,
Bulmaktan, kaybetmekten mutsuz; gülü avuçlamakta cesaretsiz, taşımakta beceriksiz; yitirme ustaları, sığdık bir şiire ikimiz,
Çayı yarım şekerle içtiğini anımsatacak bu şiir, bu bile yeter bana; ipekböceği sabrıyla örerim ben sabrımı,
Artık hiçbir sevgide taraf olamayacak kadar yaralıdır düşlerim; onulmaz
Neresinden bakarsan bak aynı şeyi gösteren, katışıksız, yalansız, hilesiz, çocuksu bir gözyaşıdır kaybettiğimiz.
19.04.2008
Bursa
Sinan Eldem
Bu Yazıyı Paylaşın